İyi ki doğdun Pavurya..
Eski sevgilisinin hediye ettiği, sayfaları yere dökülecek izlenimi veren, yazılıp silinmekten aşınmış, kahve ve çay lekelerinden sararmış sayfalarına eski fotoğrafların da eşlik ettiği defterini sağ eline ve birkaç ay önce bir bankta bulup benimsediği çantasını sol eline alıp gıcırdayan kapıyı yavaşça çekerek otel odasından ayrıldı kadın.
Arnavut kaldırımı sokaklardan geçerek görkemli bir meydana vardı. Karşısındaki ilk sokağı seçti, ilerledi. Huzur ve mutluluk sarıyordu tüm hücrelerini. Vitrininde en sevdiği plakları gördüğü yıllanmış dükkana doğru ilerledi, gülümsedi ve hafif adımlarla içeriye girdi. Çevresindeki insanları görmüyor, duymuyordu. Plaklardaki dinlenmeyi bekleyen melodiler, hissediyor ve ruhunu ele geçirmelerine izin veriyordu.
Silah sesi ve dakilarca yankılanan çığlıklar duyuldu.. Kadın yere yığılmış ve The Doors plağı parçalara ayrılmıştı. Katili kimse görmeye çalışmadı..


Renkler..

Yine, yeni, yeniden ” Böö” yeni yıl..
Benim dipsoslarım:
Sabahın ilk ışıklarıyla evden çıksak ve tanımadığımız insanlara ”Merhaba!” desek.
Caddeleri ezsek, tanımadığımız insanlarla ortak noktalar bulmaya çalışsak.
Lunapark’a gidip çığlık atsak, hiç gitmediğimiz ya da bilmediğimiz şehirlerde kendimizi kaybetsek.
Sinirlenmeyi bilemeyen bir çocukla tanışsak, gülsek.
Ve tanımadığımız insanlara kartopu atıp kaçsak mesela?
Hepsi bitince kimse ”Neden?” yerine ”iyi ki” demeyi bilse.
İyi yıllar hepinize..
Öncekinden daha renkli bir yılda kaybolursunuz umarım!

Aşk güzeldir. Rengarenk evren belirir önce, biriken gülücükler bırakılır gökyüzüne. Ve sen yeniden tanışırsın eğlenceli ve bitmesi istenmeyen bir günle. Büyülü bir şarkıyı fısıldar duyguların, huzur yağar tenine..
Aşk güzeldir belki, ama masum olduğu sürece. Başka tenlerle ve isimlerle perdelendiğinde paslanmaya başlar. Karşındaki nefes ölüm kokar. Mide bulandırır ve her masumiyetin bir bitme süresi vardır.
Dürüst olalım mı? Aşk sadece zihinsel acizlik ve ten zaafıdır.
Gerektiği kadar kullanılıp bir uçurumdan hiç’liğe atılır.

Ölü tenler bulaştı tenimize. Bu yüzden,
bize ait olmayan ölümlerde boğulduk sessizce. Sadece.

Bazen sadece acı doğuran zamanlar vardır, üzüntü ya da pişmanlık değil. Her ‘tik tak’ sesi ölümü çağırır. Her düşünce ruhunuzda kezzap etkisi yaratır. Bitmesi gerekir aslında, ama..
Ama insana özgü bir yeteneksizliktir, yaşayamamak !
Yoksa hangi balık boğmuş kendini,
Hangi serçe atlamış damdan…"
— Dostoyevski
